Reklam
Reklam
Selda AVCI

Selda AVCI


YÖNETMEN KOLTUĞU SENİN!

30 Eylül 2021 - 14:01

Mevlana kadar erdemli, Edison kadar üretken olmak senin elinde... Sen izin vermediğin sürece kimse seni mutsuz, başarısız, güçsüz, onursuz olarak kodlayamaz; böyle bir insana dönüştüremez diyor; Nevzat Tarhan
El âlem ne der düşüncesi ile değil, beni ne mutlu eder düşüncesi ile hareket etmeliyiz.
Çünkü bu hayat acısıyla, tatlısıyla, günahıyla, sevabıyla sadece bize ait. Ve bize özel olan bu hayatı nasıl yönlendireceğimize sadece biz karar verebiliriz.
Bize özel olan bir hayatı başkaları için yaşamak kadar mantıksız bir durum olamaz.
Efendim bizler  "Yaratılmışları razı etmek için yaratılmadık.." (Alıntı)
İzin vermeyeceğiz! Bizim hayatımızda olan her şey sadece bizi ilgilendirir.
Hayatımızın yönetmen koltuğuna başkalarının oturmasına izin verirsek;
Sürekli o insanlara oyunculuğumuzu beğendirmek zorunda kalırız.
Yönetmeni de, başrolü de senin olduğun bu hayatı başkaları için yaşama!
Bu dünyaya bir kez geleceksin ve hayatın tekrarı da yok. Güzel görüp, güzel düşünüp, güzel yaşayacaksın. Sen önce kendisi seveceksin! Sonra da sana ne iyi geliyor ise onları seveceksin!
İçindeki o küçük çocuğu serbest bırak, şımarsın! Ona kimsenin zarar vermesine, üzmesine izin verme!
Seni herkes sevmesin boş ver, seni herkes severse sende bir sorun vardır derim!
Bu hayatta düşmanların varsa birçok şeyi başarmışsındır. Herkesten öndesin demektir.
Bağırmak, çağırmak, yazmak, ağlamak, gülmek, kitap okumak, gezmek, eğlenmek, sevdiğin hobilerinin hayata geçmesi vb. gibi kısacası hayatında değer verdiğin, sana iyi gelen ne varsa yaparak başlaya bilirsin. Hadi durma senin olan hayatı kendine göre yaşa!
Biliyorsunuz dostlar tüm dünyayı etkisi altına alan (COVİD-19 PANDEMİ) sürecinde tam kapanma, korona hastalığının yaygınlaşması, birçok iş yerinin kepenk kapatmasından dolayı yaşanan (maddi sıkıntılar), hastalığa bağlı olarak ölüm oranlarının artışı derken bu süreçte genel anlamda birçok kişide çok ciddi ruhsal rahatsızlıklar baş göstermeye başladı. Psikiyatri doktorları ve Psikologlar ile radyo programlarım vesilesi ile yaptığım görüşmeler, gözlemlerim ve istişarelerim neticesinde bu sonucu bende görebiliyorum.
Ruhun hastalıklarında birçoğumuz yardım almaktan ve bunu etrafa duyurmaktan çekiniyoruz. Ruhsal problemlerin altında yatan sebeplerden en önemlisi bunu kimseye söyleyememekten geçiyor.
Ruhun hastalıklarının sır gibi saklanmasının en önemli sebeplerinden biri de deli yaftası yemekten çekinmektir. Etraftan bize nasıl bakarlar diye düşünüyoruz. Tedaviye geç kalmanın en etkili nedenlerinin başında bu durum yer alıyor.
Oysa birçok insanın içine işleyen bu düşünce çok yanlıştır. Ruhun da tedaviye ihtiyacı vardır elbette!
Psikiyatri doktoruna veya psikoloğa giden kişiler deli değildirler.
Şöyle bir şey var ki asıl kendisinde olan bu rahatsızlığın bilinci ile doktora giden kişiler kendilerindeki problemin farkında olan kişilerdir. Esas tehlike ise ruhunda olan problemin farkında olmayanlardadır.
Erken teşhis her hastalıkta olduğu gibi ruhun hastalığında da tedavi süresi açısından çok büyük önem arz etmektedir, ertelememek gerekir.
Başımız, gözümüz, kalbimiz, kulağımız vs. vücudumuzun diğer bütün uzuvlarının hastalıkları gibi ruhun hastalığının tedavisinde de yardım almaktan, tedavi olmaktan kaçınmamak gerekir. Aksi halde ruh yapısının bozulduğu gibi tedavi sürecine geç kalındığı zaman da onarılması bir hayli uzun zaman alabiliyor, kendin için yaşa… Saygıyla…
“Aklımın yerinde olduğunu sanmıyorum; O bir çocuk gibi oldukça özgür ve hürdür.” Meral Meri

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum