Her sabah uyandığımızda ilk açtığımız şey çoğu zaman telefonumuz ve sosyal medya uygulamaları oluyor. Bu dijital pencere, gençlerin dünyasını artık tamamen sarıp sarmalamış durumdadır. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri üzerinde yapılan bir akademik araştırma da internet ve sosyal medya kullanımının gençler üzerindeki etkilerini verilerle ortaya koymaktadır. 500 öğrenci üzerinde yapılan bu çalışma, gençlerin sosyal medya ile kurduğu ilişkinin ne denli derinleştiğini çarpıcı sonuçlarla gösteriyor.
Araştırmaya göre katılımcıların %97,6’sı aktif birer sosyal medya kullanıcısıdır. Dahası öğrencilerin %69,2’si bu ağları her gün kullanıyor ve harcanan zamanın büyük bölümü günlük 1-3 saat aralığında seyrediyor. Bu veriler gösteriyor ki sosyal medya, artık gündelik yaşamın bir aracı olmaktan çıkmış, yaşamın merkez üssü haline gelmiştir. Gençler bu mecraları sadece yeni arkadaşlar edinmek için değil; mevcut ilişkileri canlı tutmak, eğlenmek ve en önemlisi “gündemi takip etmek” için kullanıyor. Katılımcıların %72’sinin içeriklere yorum yapması, %46,6’sının ise fikir alışverişinde bulunması, dijital etkileşimin artık nefes almak kadar doğal bir eylem olduğunu kanıtlıyor.
Ancak bu yoğun kullanım beraberinde ciddi riskler de getiriyor. Sosyal medya, bireyleri birbirine bağlayan bir köprü olabildiği gibi yüzeysel etkileşimi derinleştiren ve eleştirel düşünmeyi zayıflatan bir “yankı odasına” da dönüşebiliyor. Sürekli onay arayışı, hızlı içerik tüketimi ve derinlikten uzak iletişim, akademik verilerin de işaret ettiği gibi gençler arasında bir tür “sosyal çürüme” riski yaratıyor.
Özellikle bilgiye erişim noktasında kritik bir soru doğuyor. Bu bilginin güvenilirliği ne kadar yüksek? Algoritmalar, kullanıcıları kendi ilgi alanlarına göre filtrelediği için gençler çoğu zaman sadece kendi bakış açılarını doğrulayan içeriklerle karşılaşıyor. Bu durum, bilgi balonlarının oluşmasına yol açarak kolektif bir dezenformasyon dalgası yaratıyor.
Dijital dünyadaki bu kontrolsüz bilgi akışı ve etik boşluğu, bugün siyasetin de en sıcak başlıklarından biri haline gelmiştir. Nitekim MHP Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir’in TBMM’ye sunduğu son kanun teklifi, bu alandaki denetim ihtiyacının altını çiziyor. Özdemir, özellikle “sokak röportajları” ve sosyal medya üzerinden yapılan içeriklerin belirli etik kurallara bağlanmasını hedefliyor. Özdemir’in vurguladığı “gerçek dışı haberlerin yarattığı tehlike”, akademik araştırmanın işaret ettiği bilgi güvenilirliği sorunuyla tam olarak örtüşüyor. Bu yasal hamle, dijital meydanlarda üretilen içeriğin toplumsal huzuru bozmayacak bir etik süzgeçten geçirilmesi arayışını temsil ediyor.
Sosyal medyanın etkisi sadece bilgiyle de sınırlı değil; bireylerin ekonomik davranışlarını ve ahlaki tutumlarını da kökten şekillendiriyor. Araştırmaya katılan gençlerin %45’i, sosyal medyadaki içeriklerin satın alma kararlarını doğrudan etkilediğini belirtiyor. Bu durum, sosyal medyanın görünmez bir “ikna aracı” olduğunun en somut kanıtıdır. Ancak bu abartılı tüketim kültürü, zorbalık ve sürekli kıyaslama hali gençleri empati, sabır ve gerçek hayattaki sorumluluklar gibi temel değerlerden uzaklaştırabiliyor. Dijital çağda sosyal çürüme, ekran arkasında sessizce ilerlerken yaşamın her alanına sızıyor.
İnterneti ve sosyal medyayı yasaklamak, çağın gerisinde kalmak demektir ve sorunu çözmeyecektir. Asıl ihtiyaç, gençlerin dijital okuryazarlığını güçlendirmek ve bu mecraları eleştirel bir süzgeçten geçirebilme becerisi kazandırmaktır. Eğitimciler, aileler ve yasa yapıcılar; gençlerin sosyal medyayı pasif birer tüketici olarak değil, kontrolü elinde tutan bilinçli birer özne olarak kullanmalarını sağlamalıdır.
Asıl soru hala geçerliliğini koruyor. Biz mi sosyal medyayı kullanıyoruz, yoksa o mu bizi şekillendiriyor? Bu sorunun yanıtı, gelecekte nasıl bir toplumsal yapıya uyanacağımızı belirleyecektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: