Erciyes Üniversitesi tarafından yürütülen kapsamlı bir araştırma, Kayseri’nin Tomarza ilçesindeki Türk dönemi mezar taşlarının, Türk kültürünün Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan bin yıllık mirasını taşıdığını ortaya koydu Kültür ve Turizm Bakanlığı onayıyla gerçekleştirilen çalışma, Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Eyüp Polat danışmanlığında Abdulbaki Önder tarafından hazırlanan “Tomarza’daki Türk Dönemi Mezar Taşları (18–20. Yüzyıl)” başlıklı yüksek lisans tezi kapsamında yürütüldü.
Araştırma kapsamında Tomarza’daki 36 mahalle mezarlığında yer alan ve 17–20. yüzyıllara tarihlenen yüzlerce mezar taşı yerinde incelenerek belgelendi. İncelemeler sonucunda bu taşların, bölgenin tarihsel geçmişini, kültürel birikimini ve sanatsal anlayışını yansıtan önemli kaynaklar olduğu tespit edildi.
Yaklaşık iki yıl süren saha çalışmaları boyunca ilçeye bağlı tüm mahalleler taranarak Osmanlı dönemine ait çok sayıda mezar taşı kataloğa alındı. 24 Oğuz boyundan biri olan Avşar boyunun yoğun olarak yerleştiği Tomarza’da, mezar taşları üzerinde yer alan kitabeler, motifler ve semboller; Orta Asya Türk inanç dünyası ile estetik anlayışının Anadolu’daki sürekliliğini güçlü biçimde gözler önüne seriyor.
Çalışma, Tomarza’daki mezar taşlarının yalnızca bir defin geleneğinin unsuru olmadığını; aynı zamanda bölgenin kimliğini, kültürel belleğini ve tarihsel sürekliliğini yansıtan önemli belgeler niteliği taşıdığını ortaya koydu. Bu yönüyle araştırma, bölgenin kültürel mirasına yeni bir bakış açısı sunarken, Tomarza mezarlıklarında tespit edilen örnekler kültürel dokuyu yansıtan nadide veriler olarak değerlendiriliyor.
Abdulbaki Önder, araştırmasında mezar taşlarının yalnızca tarihsel açıdan değil, aynı zamanda sosyolojik ve sanat tarihi bakımından da büyük önem taşıdığını vurguladı. Türk-İslam mezar taşları, kültürel ve inançsal sürekliliğin en önemli göstergeleri arasında yer almaktadır. Bu taşlar üzerinde yer alan fincan, ibrik, çarkıfelek ve hayat ağacı gibi motifler yalnızca estetik birer süsleme unsuru değil, aynı zamanda kimlik ve inanç sembolleri olarak öne çıkmaktadır. Söz konusu motifler, Türklerin tarih boyunca farklı dinleri benimsemelerine rağmen kadim mezar kültürlerini koruyarak yaşatmayı sürdürdüklerini açıkça ortaya koymaktadır.
İslamiyet öncesi dönemde mezarlara bırakılan eşya ve hayvan figürleri, İslamiyet’in kabulüyle birlikte biçim değiştirerek mezar taşları üzerinde sembolik bir süsleme anlayışına dönüşmüş; bu gelenek, anlamını koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Üç Temel Mezar Tipi Tespit Edildi
Tomarza ve çevresindeki mezarlıklarda yer alan mezarların çatma lahit, sandık mezar ve çerçeveli mezar olmak üzere üç ana grupta toplandığı belirlendi. Çalışmada özellikle çatma lahitlerin, Tomarza’ya özgü yaygın bir taş işçiliği geleneğini yansıttığına dikkat çekildi. Uzmanlar, bu mezar tipinin bölgenin yerel mimari ve kültürel kimliğini ortaya koyan önemli unsurlardan biri olduğunu vurguladı.
Araştırma kapsamında elde edilen bulgular, Tomarza’nın Anadolu’da Orta Asya kökenli Türk mezar geleneğinin izlerini en belirgin biçimde koruyan yerleşim alanlarından biri olduğunu da ortaya koydu. İlçe merkezi ile bağlı mahalle mezarlıklarında yaygın olarak görülen sandık mezarlar, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığı gömü kültürünün, yerel taşra üslubuyla günümüze kadar ulaştığını gözler önüne serdi.
Zengin Motif Dünyası
Mezar taşlarında selvi, hayat ağacı, gül, lale, çarkıfelek, Mühr-ü Süleyman, güneş kursu ve madalyon gibi çok sayıda bitkisel ve geometrik motif tespit edildi. Ayrıca kuş, horoz, insan tasvirleri, ibrik ve gündelik yaşamı yansıtan dokuma araçları gibi figürler de dikkat çekti.
Araştırma, bu motiflerin yalnızca estetik süslemeler değil; koruyuculuk, ebediyet, kozmik düzen, ilahî aşk ve toplumsal kimlik gibi sembolik anlamlara sahip olduğunu ortaya koydu.
Osmanlı Türkçesi Kitabeler okundu
İncelenen 126 mezarın 36’sında kitabe bulundu. Osmanlı Türkçesiyle yazılan kitabelerde “Hüve’l-Bâkî” ve “Hallakul-Bakî” gibi geleneksel ifadeler yer alırken, tarihler 1760 ile 1919 arasına işaret ediyor. Kitabeler, 33 mezarın erkek, 3’ünün ise kadınlara ait olduğunu gösteriyor.

Günlük Yaşam Nesneleri Taşa İşlenmiş
Özellikle erkek mezarlarında cezve, fincan, kilitli sandık tüfek, kılıç gibi gündelik ve mesleki yaşamla ilişkili nesnelere rastlandı. Kadın mezarlarında ise halı tezgâhı, öreke, ve dokuma kültürünü yansıtan motifler öne çıktı. Araştırma, bu taşların yalnızca süsleme amaçlı yapılmadığını; Orta Asya Türk inanç mirasının, Osmanlı mezar taşı geleneğiyle birleşerek uzun süreli bir kültürel hafızaya dönüştüğünü ortaya koydu. Bu veriler, mezar taşlarının dönem insanlarının günlük hayatını ve mesleki kimliğini yansıtan kültürel bir kayıt niteliği taşıdığını gösteriyor.
“Tomarza Taşı” Kültürel Mirası Şekillendiriyor
Araştırmada, bölgeye özgü “Tomarza taşı”nın mezar taşı geleneğinin oluşumunda önemli bir rol oynadığı da tespit edildi. Bu taşlar, hem malzeme özellikleri hem de işleniş biçimleriyle bölgenin kültürel dokusunu yansıtan özgün ve benzersiz örnekler olarak değerlendiriliyor.
Çalışma, Tomarza’da yüzyıllar boyunca varlığını sürdüren Türk toplumunun kültürel kodlarını ve Orta Asya kökenli sembolik dünyasını mezar taşları aracılığıyla görünür kıldığını ortaya koyuyor. Taş işçiliğinde kullanılan ve yöreyle özdeşleşen Tomarza taşı, mezar taşlarının biçimlenmesinde ve süsleme geleneğinin gelişmesinde belirleyici bir unsur olarak öne çıkıyor.
Kültürel Miras İçin Önemli Adım
Tamamlanan yüksek lisans tezi, Türk kültür tarihi, sanat tarihi ve antropoloji alanlarında yapılacak çalışmalara güçlü bir kaynak sunarken, Tomarza’nın kültürel mirasının korunmasına da akademik düzeyde katkı sağlıyor.










